|
|
|
|
Djivan Gasparyan'la Söyleşi
Çok küçük yaşlarımda Ermenistan'da sessiz filmler vardı.
Bu filmlerin hepsine giderdim. Sinema salonunun ilk sırasında hep
müzisyenler, duduk çalanlar otururdu. Filmin hüzünlü yerlerinde hüzünlü
melodiler, mutlu anlarında mutlu melodiler üflerlerdi. 0 heyecan bana duduğu
sevdirdi. Orada ilk tanıştığım ustalardan biri Markar Markaryan'dı.
Sanırım 1943 yılıydı. Bana bir duduk vermesini rica ettim. Şöyle bir
boyuma baktı, »senin boyun ne posun ne, sen önce okula git. Anan baban yok
mu senin?« dedi. Annem o yıllarda vefat etmişti. Babamsa ordudaydı. Ben tek
başımaydım. Baktı ki çok ısrar ediyorum, çıkardı cebinden bir duduk
verdi bana.
Ailenizde müzisyen,
duduk çalan var mıydı?
Babam iyi şarkı söylerdi ama profesyonel değildi. 1920'de ölen ünlü
bir aşık vardır Ermenistan'da, Aşuk Civani derler adına. Babam onun
adını koymuş bana.
Ermenistan'daki
aşıklık geleneği Anadolu'dakine benzer mi?
Bizde de aynen Anadolu'daki gibi aşıklık geleneği var. 15-20
yıl öncesine kadar bu gelenek sürüyordu. Gezgin aşıklarımız vardı. Aşuk
Aşod, Sayat Nova, Havasi, Şahen bunlardan birkaçıydı. »Aşık«ın bizim
dilimizdeki karşılığı »kusan«. Yani kendi kompozisyonunu yapan, çalan,
söyleyen kimse.
Oradaki aşıklar
genelde hangi enstrümanları kullanıyor?
Genelde tar ve kamança kullanılır. Duduk pek
görülmez.
Çocukluktan sonra
nasıl geliştirdiniz duduk çalmayı?
Markaryan'dan duduğu aldıktan sonra 6 ay gece gündüz
tek başıma çalıştım. Sonra ustamın yanına gittim, »bak« dedim, ona biraz
çaldım. Şöyle bir baktı bana, sonra sarıldı ve kafamdan öptü. Duduğu elimden
aldı, cebine soktu, başka bir duduk çıkarttı, onu verdi. »Senden iyi bir
usta çıkacak, bunu hiç bırakma« dedi. Sanırım 10 yaşında filandım.
Yıllarca böyle kendi kendime çaldım. Ünlü kompozitör Tatul Altunyan'ın
bir grubu vardı. Orkestrası, dans grubu olan, geleneksel müziğimizle ilgili
bir yapıydı. Altunyan öldü, ama hâlâ aynı isimle devam ediyor bu
çalışmalar. 16 yaşımdayken oraya gittim. Şimdi yapılan çalışmalar hep
o günlerin kopyasıdır. O orkestrada 25 sene aralıksız duduk çaldım.
Duduk dışında kanun, ud, saz, zurna, şivi, kamança, tar vardı
orkestrada.
O kadar genç yaşta
duduk çalışınız da epey gelişmişti herhalde.
Ermenistan'da ilk kez duduk çalanlarla ilgili bir yarışma
düzenlendi o yıllarda. Duduk çalan herkes katılmıştı yarışmaya.
Levon Madoyan adında bir ustamız vardı, bir tek onun eksikliği
hissediliyordu. O yarışmada altın madalya kazandım. Altı uluslararası
yarışmada duduğumla birincilik ödülü aldım. Duduk, bu yarışmalar sayesinde
insanların ilgisini çekti. Dış ülkelere açıldı.
İlk katıldığım uluslararası yarışma Moskova'daydı. İsteyen istediği
enstrümanla katılıyordu yarışmaya. Yaylı sazlar, üflemeli sazlar diye
gruplar vardı. Sahneye ilk çıktığımda Komitas'la başladım. Sayat
Nova'dan bir parça çaldım. Sonra kendi doğaçlamamı yaptım. Üç aşamalı
bir yarışmaydı. Hepsinde ayrı şarkılar çalacaksın. Yirmi dakika vaktin var.
Birçok insan duduğu ilk kez duyuyordu. Sahneye çıkarken aklımda hep o vardı:
İnsanlar duduğun sesini duyduklarında neler hissedecekler acaba diye
düşünüyordum. Sahnede son notaya bastıktan sonra öyle bir kaçışım vardı ki.
Çok heyecanlanmıştım. Utanmıştım. Kimsenin beni anlamadığını düşündüm. Bir
oktavlık bir enstrüman vardı elimde. Ezilmiştim. Kuliste »Gasparyan,
Gasparyan" diye bağırmaya başladı biri. Ben bir köşeye sinmişim, kimseyi
duymuyorum oysa. Jüri başkanı Seyit Rüstemov'un beni çağırdığını
söyledi. Azerbaycan Radyosunun kompozitörlerinden, Azeri müziğinin
ustalarından biriydi Rüstemov. Duduğu anlatmamı istediler benden.
Anlattım. Azeri mugamlarından (makamlarından) çargah çalmamı istediler.
Gençtim ama kulağımda çargah vardı, hemen çalmaya başladım. Çok yürekten
çalıyorsun dediler ve birincilik ödülü verdiler. Baku’da çalışıp
çalışmayacağımı sordular. Ailemle ilgili birkaç nedenden dolayı gidemedim.
Eğer gitseydim, çok şey öğrenirdim.
Azeri müziği de o
yıllarda çok ileri seviyedeydi,değil mi?
Elbette. Azerbaycan'da çok büyük orkestralar vardı. Oradaki
müzisyenlerden çok şey öğrendik, onlarla çok çalıştık. Sara Kadimova,
Şevket Hanım, Muhammed Aley gibi pek çok büyük sanatçıları vardı. Onlar
Erivan'a gelirdi, biz Baku'ya giderdik. 1953 yılında Baku’da 31
konser vermiştik grubumuzla. Hepsinde de dolu salona çalmıştık. Halk
seviyordu böyle müzikleri. Halkların dostluğu pekişiyordu böylece.
Peki o yıllarda
sadece duduğunuzla hayatınızı kazanabiliyor muydunuz?
Aileme bakabiliyordum. İyi kazanıyordum. İyi de harcıyordum. Bizde
duduk çalanlar düğünlerden ve cenazelerden de para kazanır. Genç yaşlarımda
düğünlere giderdim. Ama cenazelerde pek çalmadım. Taşkent, Erivan ve Baku’da
pek çok düğünde çaldım. Bir gece çalsam, bir araba alacak para kazanırdım
neredeyse. Aslında para için çalmıyordum. Yeni insanlar tanımak için
gidiyordum. Baku'ya gidiyorsam, yanımdaki müzisyenleri oradan buluyordum.
Bir konser gibi geçiyordu bütün düğün. 1970 yılından bu yana
düğünlerde çalmıyorum. Sadece dostlarımın istekleri olduğunda çalıyorum. O
zaman da doğal olarak para almıyorum.
O günlerden bugünlere
bakınca Azerbaycan'la Ermenistan arasındaki ilişkiye nasıl bakıyorsunuz?
Çok üzülüyorum. O günlerde yapılan ortak konserlere, albümlere,
eğlencelere bakıyorum, çok şaşırıyorum bugünkü duruma. Her iki ülke için de
çok acı verici. Bugün bu ülkelerin bulunduğu siyasi, politik durumdan
habersiz olan politikacılar var. Bence onların yaptıklarını halk kesinlikle
kabul etmiyor. Hatta halkın bunları anlayabildiğini sanmıyorum. Sana her gün
biri gelse, »git bu Ermenileri öldür«, »git bu Azerileri öldür« dese,
televizyondan, radyodan akşama kadar böyle yayın yapsa, sen bunları dinleyen
insanlarda suç arayabilir misin? Çocuklar okula »Azeri öldürün«, »Ermenileri
öldürün« diye neden başlasın? Bir milletin top yekun »kötü Ermeniler«, »kötü
Azeriler« diye nitelendirilmesi ne kadar yanlış. Böyle hatalar her iki
devletin politikacıları tarafından da yapılıyor.
Ben şimdi ikinizin de kim olduğunu bilmiyorum. Niye size durup dururken
düşmanlık besleyeyim ki? Benim böyle şeylere aklım ermiyor. Bizim
yapabileceğimiz en iyi şey sürekli dostluğumuzu pekiştirmektir. Biz bu işi
sevgimizle, dostluğumuzla çözeceğiz. Biz biliyoruz ki, Anadolu'daki soykırım
yıllarında Ermenileri öldüren Türkler kadar, Ermenileri savunan, koruyan ve
onlarla aynı kaderi paylaşan Türkler de var. Bunu inkar edemeyiz. Bu
demektir ki, sokaktaki insanın böyle şeylerde suçu olamaz. Halklar birbirine
düşman olamaz. Sadece politikalar birbirine düşman olur.
Peki Türkiye'den Ermenistan'a gelen sanatçılar
var mıydı o yıllarda? Hatırladığımız kadarıyla Modern Folk
Üçlüsü, Beyaz Kelebekler ve Emel Sayın o yıllarda Ermenistan'da
konserler vermişti.
O yıllarda bir kadın şarkıcı gelmişti. İsmini hatırlamıyorum ama Türkiye'de
çok ünlüydü. Sarı saçlı, güzel bir bayandı. Araksi Gürzadyan adında
duduk çalan bir arkadaşım vardı. O da sahneye çıktı. Hicaz bir sanat müziği
şarkısını okudu. Türk şarkıcı boynundaki kolyeyi Gürzadyan'a hediye
etti. Bu konseri şimdi bile hatırlayanlar vardır. Türk sanat müziğinden pek
çok şarkıyı çalar, söylerdik o yıllarda.
Ermeni müziğinde de
bizdeki gibi sanat müziği, halk müziği ayrımı var mı?
Şöyle bir ayrım var: Kalitesi tartışılabilir, önemli ustalar
çıkarmış iki form var. Birincisi »Estradain« adını verdiğimiz bir caz formu.
Yemekli ortamlarda filan çalınan orkestra müziği. Bu müzikten çok büyük
ustalar çıkmıştır. Caz orkestraları bir zamanlar çok ünlüydü. Gortçik
Harutyunyan, Ardemi Ayvaryan gibi ünlü cazcıların »big band«leri vardı.
Konstantin Orbelyan'ın Jazz Armenian orkestrası da çok ünlüydü. Sanırım
Türkiye'ye de gelmişti bu orkestra. Eğlenceli müzikler yaparlardı. İkinci
olarak »Rabiz« dediğimiz ve sizdeki taverna müziğine denk düşen müzik
geleneği vardır.
Tüm bu müziklerin içinde kendinizi
geleneksel müzikler yapan bir müzisyen olarak mı görüyorsunuz?
Ben tüm bu müzikler içinde hepsine kendimi yakın hissettim. Gönlüm
hep iyi müziklerden yana oldu. İyi ustalara hep yakın durdum. Çünkü onlardan
öğreneceğim çok şey vardı. Benim kartvizitimde »halk müziği sanatçısı"
yazar. Zaman içinde pek çok farklı müziğe çaldım. Mesela ben çalmadan önce
caz orkestralarının içinde duduk çalan yoktu. Avrupa ve Amerika'da pek çok
müzisyenle çalıştım.
Sanırız bu
müzisyenlerden ilk önce Brian Eno'yu tanıdınız.
1956'da ilk kez yurtdışına çıkmıştım. 100-150 kişilik
Rus orkestralarıyla tüm dünyayı dolaşmış, duduğumu insanlara tanıştırmıştım.
Plaklar kaydetmiştim. Ama asıl ünümü yapmama neden olan ve beni pek çok
müzikle tanıştıran kişi 1988 yılında tanıdığım Brian Eno
olmuştur. Eno ve Michael Brook o yılda Sovyetler Birliği'ne
gelmişlerdi. Eno, Melodia Şirketi'nin müzik kütüphanesindeki plakları
dinlerken benim bir plağıma rastlıyor. Çok etkileniyor, Beni Erivan'dan
arattırıyor.
Moskova'ya tüm kayıtlarımı gönderdim. Daha sonra İngiltere'ye döndüler.
1990 yılında Eno'dan bir telefon geldi. 15 günlüğüne beni
Londra'ya davet ediyordu. Beraber beş konser verdik Londra'da. Kayıtlara
girdim. Peter Gabriel »Passion« albümünde şimdi hayatta olmayan büyük
duduk ustası Vaçe Hovsepyan'ın bir melodisini sample olarak
kullanmıştı. Duduk ilk kez bu albümde duyulmuştu. Amerika Irak'ı bombalarken
CNN'de dinlediğimiz müzik işte o ezgilerdi. Peter Gabriel'le
tanıştığımızda yeni kayıtlarında benim duduk çalmamı istediğini söyledi.
Real World'ün pek çok albümüne duduğumla katıldım. Erivan'da Türk
televizyonunu izlerken bir gün benim Gabriel'e çaldığım ezgilerden
birini çalan bir grubun dans gösterisini izledim.
1988'den sonra
pek çok müzisyene eşlik ettiniz, sountrack'lere katıldınız. Müziğiniz nasıl
gelişti? Neler öğrendiniz?
1988 benim için önemli bir tarih. Şu anda Bağımsız
Ermenistan Cumhuriyeti on yaşında. Daha önceleri başka ülkelere gidip
gelmemiz, giriş çıkışlarımız zordu. Eno'yla tanışmam ve Ermenistan'ın
bağımsızlığı bana büyük avantaj kazandırdı. Dünyanın tüm müziklerini görme,
tanıma, çalma fırsatını elde ettim. Öğrendiklerimi, gördüklerimi anlatamam
ama belki çalarım. Ruhumun sesini insanlara duyurmaya çalıştım. Bütün gün
belki bir parça ekmek yemem ama saatlerce çalmadan duramam. Hayatımda duduk
çalmadan geçen günüm yok.
Çocukluğumda, gençliğimde kafamda kurduğum her şeye ulaşmak için elimden
geleni yaptım. Hala yapıyorum. Bugün yaptığım tüm kompozisyonlar genç
yaşlanmadan bu yana düşündüğüm, üstüne düştüğüm şeylerdir. Bunların bir gün
ortaya çıkacağına emindim. Çünkü çok çaba harcadım. 14-15 saat duduk
üflediğimi ve daha sonra bayıldığımı dahi hatırlıyorum. Elim kilitlenirdi.
Böyle bir sevgim var müziğe karşı. Sanatımı, ustalığımı çok zor elde ettim.
Dünyanın her yerinde öğrencilerim var. Şimdi onlara rahatlıkla bu zorluğu
aşmaları için gerekli bilgileri verebilecek durumdayım.
Peki Amerika'da duduk
çalmak isteyen birine nasıl yardımcı oluyorsunuz? Duduk bulmak kolay mı her
yerde?
Ben hangi ülkeye gidersem gideyim, yanımda insanlara hediye etmek
için götürdüğüm duduklar vardır. Mesela Türkiye'de Ertan Tekin'e bir
duduk hediye ettim. Erivan'da sadece bana çalışan bir duduk ustası var.
Biraz duduktan, duduk
ailesinden bahsedebilir misiniz?
Duduğun geçmişi 5. asra dayanır. İki kardeş çoban bir kamışı
kesmişler. Ağzını yapıştırıp deliklerini delmişler. Biri çalmış, diğeri dem
sesini çıkarmış. Kafkas ülkelerinde, Türklerde, Arap ülkelerinde çalınıyor
bu ve buna benzer çalgılar. Şimdi kanun kimindir? Araplar da çalıyor,
Türkler de çalıyor, Ermeniler de çalıyor. Duduğun da hangi millete ait
olduğunu söyleyemem. Ama onu Ermenilerin ilk kez dünyaya tanıttıklarını ve
kayıtlarında kullandıklarını biliyoruz, bunu söyleyebilirim. 500-600
yıllık duduklara rastlayabilirsiniz Ermenistan'daki müzelerde. Azerilerin
balabanı, sizin meyiniz hep aynı sınıftan kardeş çalgılar. Duduk başlangıçta
kayısı ağacından yapılmıyordu belki ama, artık kayısıdan alınıyor en güzel
sesler. Bas, tenor, alt ve soprano duduğumuz var bugün. Bunların gelişimi
için çok çalıştım. Bugün her türlü konserde çalınabilecek bir enstrüman
duduk.
Ermeni müziğiyle
ilgili en önemli kaynağınız Komitas sanırız.
Komitas olmazsa biz de müzik olmaz. Komitas bin yıl
sonra da insanların çalacağı ezgiler üretmiş bir kompozitördür. Hep Kafkas
ezgileri için de dolaşmıştır. İlk derleme çalışmalarımızı o yapmıştır.
Ermeni olmasına rağmen üniversite tezini Kürt müziği üstüne yapmıştır.
Anadolu ve Kafkasya'yı gezmiştir. Halkların kültürlerine büyük saygı ve
sevgi duymuş, onları özenle incelemiştir. Halk müziği eserlerini notaya
alarak geleceğe kalmasını sağladı. Kendi kompozisyonlarında halk müziğinden
ezgileri klasik müziğe uyarladı.
Türk müziğiyle Ermeni
müziği arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şunu söylemek isterim ki, Ermeni müziğinin her yapılan işini
sevmiyorum. Kafamda illa ki Ermeni müziği yapmalıyım diye bir şey yok.
Ermeni müziğinden yola çıktım ama şimdi dünya müziği yapıyorum. Bana en
yakın gelen müzik ise Ermeni-Türk müziği bileşimidir. İkisi de kulaklarımda
yer edinmiş müziklerdir. Öyle şarkılarımız var ki, sizin mi yoksa bizim mi
ayırt etmek mümkün değil. Bu şarkılar için senin mi yoksa benim mi
tartışmasını yapmanın bir anlamı yok. Halklarımız da, şarkılarımız da
kardeştir. Yurtdışına çıktığımda da diğer halkların müziklerine böyle
bakıyorum. Hepsinden bir şeyler almaya çalışıyorum.
Bunca yıl sonra
Türkiye'ye gelince neler hissettiniz?
Gelirken bir korkum, çekingenliğim vardı, bunu kabul etmeliyim.
Çünkü yıllar önce de gelmek istemiştim ve gelememiştim. Ama o yıllarda emin
değildim, Türkiye mi istememişti, yoksa Rusya mı istememişti? Sadece KGB
bana »Türkiye'ye giremezsin« demişti. Şimdi ne olacağını merak ediyordum.
Havalimanına girer girmez tüm korkularım gitti. Görüştüğüm her insan beni
öyle bir şımarttı ki, şu düşüncem bir kez daha kanıtlandı: Dünyada kötü
millet yoktur.
Türkiye'de pek çok ünlü Ermeni müzisyen yetişti.
Udi Hrant bunlardan biri. Ayrıca Osmanlı'dan bu yana enstrüman
yapımcılarının büyük çoğunluğu Ermeni.
Udi Hrant bir zamanlar Erivan'a gelmişti. Çok güzel bir konserini
izlemiştim, iyi hatırlıyorum. Hatta beraber çalmak istemiştim ama bir türlü
görüşemedik. Ermeni pek çok enstrüman ustasının olduğu doğrudur. Erivan'da
mesela tek bir klarnet ustası vardır. Tek kollu bir köylüdür. Şahane
klarnetleri vardır. Bir yanda klarnet fabrikası, diğer yanda tek koluyla
şahane klarnetler yapan bir usta. Çık işin içinden.
Sedefli bir tar yaparlardı bir zamanlar, çalmaya kıyamazdın. Karşısına
oturur, onunla sohbet ederdin. Ne yazık ki şimdi hiç usta kalmadı
Ermenistan'da. Gençler de bu işe gönül vermiyor. Büyük çoğunluğu yurtdışına
kaçtı. Her bir kuş bir yerden bir yere göç edeceği zaman kendi sürüsüyle
gitmeli. Karga güvercin sürüsüyle uçar mı? Karga, karga sürüsüyle uçar.
Onlar tek başlarına gittiler ve aradıkları sürüyü bulamadılar.
Tutunamadılar, hayal kırıklığına uğradılar. Keşke orada da bir arada
olsalardı. Ben Amerika'ya 34 defa gittim. Orada kalıp çok iyi şartlarda
yaşayabilirim. Dünyanın pek çok yerinde böyle yaşayabilirim. Rusya'ya
gidebilirim. Size ilginç bir şey diyeyim, Stalin sonrasında Rusya'da
ünlenen ilk yabancı benim. Ama dönüp dolaşıp Erivan'daki evime geliyorum.
Erivan'daki günlük
yaşamınız nasıl?
Erivan'da herkes beni tanır. Pazara, çarşıya çıkarım. Evin
alışverişini ben yaparım. Önce şöyle bir turlarım, nerede ne var bakarım.
Sonra alışverişimi yaparım. Karşılaştığım herkes sevgi, saygı sunar.
»Maestro, maestro!« diye çağırırlar. Para almazlar. O insanların içinde de
müzisyenler vardır. Bu sevgi parayla satın alınmaz. Para insanların yolunu
açar ama yerin dibine de sokar. İki ucu var yani.
»Gaspar« ne demek?
Gaspar, Muş'un eski adıdır. Atalarım Muş'tan geliyor.
Muş'u hiç gördünüz mü?
Hayır, hiç nasip olmadı... Ama şu ezgiyi biliyorum... (»Burası Muş'tur yolu
yokuştur«u gülerek söylemeye başlıyor.)
Şu anda beraber albüm hazırlığı yaptığınız Erkan
Oğur'u daha önce dinlemiş miydiniz?
Albümlerini Erivan'a göndermişlerdi. Ama Erivan'da birkaç gün kalabildiğim
için tam anlamıyla dinleyemedim müziğini. Şimdi Erivan'da Türk müziği üstüne
daha da yoğunlaşacağım. Erkan'ın burada bana gösterdikleri üstüne
düşüneceğim. Yanımda pek çok albüm götürüyorum.
Stüdyodaki çalışmalarda neler hissettiniz? Çalışmalar
nasıl gidiyor?
Çok verimli oldu diyebilirim. Diğer ülkelerin müziklerini gücendirmeyelim,
ama Türk müziğinin makamları bana çok etkileyici geliyor. Buradaki birkaç
gün içinde iyi Türk müzisyenleriyle görüştüm. Onlardan bir şeyler öğrenmeye
çalıştım. Bugün yapılan çalışmalar gösteriyor ki, iki ülkenin halkların
müzikleri hala birbiriyle içiçe duruyor. Bu çok mutluluk verici bir durum.
Ayrıca şunu hemen ekleyeyim: Ben iyi müziğin kokusunu çabuk alırım. Hep onun
üstüne giderim. Ben bir profesyonelim. Kötü müziği bünyem kabul etmiyor.
Eminim ki müziklerimizin kardeşliğinden çok güzel ezgiler ortaya çıkacak.
Salih Nazım Peker & Ulaş Özdemir
Kaynak:
www.Kalan.com
|
|
|